Bu yazımda etrafımızı saran doğal ve yapay radyasyonyon kaynaklarından bahsetmek istiyorum. Doğal radyoaktivitenin on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Becquerel tarafından keşfinin ardından, Curie’lerin ve diğer bilim adamlarının çalışmaları ile bu bilim dalına pek çok yapısal katkıda bulunulmuş olmasına rağmen, bizlerin radyasyon konudaki bilgisi oldukça kısıtlı kalmıştır.
Doğal radyasyon kaynakları kozmik, karasal ve iç olmak üzere üç bölüme ayrılır. İnsanoğlunun yıllık olarak 360 milirem olarak belirlenen maruz kaldığı radyasyon dozunun %82’si doğal kaynaklardan gelmektedir.
Yapay kaynaklar ise radyasyonun tıbbi kullanımı, nükleer patlayıcı testleri ve nükleer güç üretimi olmak üzere yine üç bölümde incelenir. Yapay kaynaklı radyasyonun bir insanın alması gereken yıllık doza etkisi %18 olarak ölçülmektedir.
Kozmik radyasyon adından da anlaşılacağı üzere uzay kaynaklıdır. Güneş ve yıldızlar yeryüzüne her gün yağmur şeklinde kozmik ışınlar gönderirler. Atmosferdeki farklılıklar, yükseklikler ve yeryüzünün manyetik alanı aldığımız radyasyonun dozunu (veya miktarını) değiştirir.
Benim bu yazıda geniş olarak bahsetmek istediğim konu ise karasal radyasyon kaynaklarıdır. Yeryüzünün kendisi başlı başına radyasyon kaynağıdır. İçerdiği radyoaktif maddeler; radyum, toryum ve uranyum özellikle kaya ve topraklarda doğal olarak bulunmaktadır. Özellikle kayalar, tiplerine ve lokasyonlarına göre değişim gösteren yüksek miktarda radyoaktif bozunumun oluşumunu sağlarlar. Örneğin volkanik kayalar (igneous) tortu kayalara (sedimentary) göre daha yüksek radyoaktif yayınım yaparlar. Eskişehir dünyanın ikinci büyük toryum yataklarına sahiptir.
Toprakta daha çok radon ve toron gibi radyoaktif gazlar bulunur.Toprak tortu kayalardan daha az radyoaktif yayınım yapar. Belki de insanların aldığı dozun düşüklüğü toprak üzerinde yaşamayı kayalara tercih etmelerindendir.
Hava oldukça yüksek miktarda radon ve toron gazı içermektedir ve insanların aldığı radyoaktif dozun büyük bir kısmından sorumludur. Havada bulunan radon ve toryum gazı evlerimizin altındaki topraklardan temelde bulunan çatlaklar veya su kanalizasyon boru bağlantılarından sızmaktadır.
Su küçük miktarda çözünmüş uranyum ve toryum içerir bitki ve hayvanlardan oluşan organik maddelerse radyoaktif karbon ve potasyum içerirler. Bu materyallerin bir kısmı yiyecek ve içecekler vasıtasıyla vücudumuza girerken, radon gibi gazlarsa nefes alıp vermeyle alınır.
Nehirler radyoaktif madde içeren toprakları denizlere taşırlar. Kumsallar Amerika ve Avustralya’nın oldukça önemli ticari uranyum kaynaklarıdır. Ülkemizde Van gölünün tabanının uranyum yatağı olduğu bilinmekle birlikte herhangi bir ticari faaliyetin varlığı konusunda bilgi edinebilmiş değilim. Ayrıca kumun beton ana malzemesi olarak yapılarda kullanıldığını düşünürsek yaşadığımız yerlerdeki radonun yanısıra uranyumunda bulunduğunu bize kanıtlar.
Yeraltı sularıda radyoaktif maddeler içerirler, özellikle uranyum oldukça yüksek konsantrasyonda ölçülmektedir. Bunun aksine toryum izotopları oldukça az miktarda bulunur. Radon ise en yüksek aktivitedeki bozunum serisi radyoaktif maddedir.Tatlı yeraltı sularında radonun iletimi oldukça düşüktür.
İçme suyu kaynakları genelde yüksek konsantrasyonda radyum içerirler. Amerika’da (US) 1pCi/l (pico Curie per litre) ’nin altında ölçülen radyum konsantrasyonu, Brezilya’daki ticari olarak şişelenmiş mineral sularda 240 pCi/l olarak ölçülmektedir. Fillandiya-Helsinki’deki bir okulun su kaynaklarında yüksek seviyede bulunan radyum bozunarak radon gazına dönüşmesi nedeniyle,yapılan ölçümlerde çalışanların yıllık ciğerlerine aldıkları dozun 240000 mrem olduğu tespit edilmiştir (kabul edilen yıllık alınması gereken doz vücut için 360 mrem’dir).
Deniz suyundaki radyoaktiviteden bahsetmek gerekirse; hem bitki(plankton ve yosun) hem de hayvanlarda (kabuklular ve balıklar) ölçüldüğünde Kobalt, Stronsiyum,Teknetyum, Iyot, Sezyum, Europium, Neptunyum, Plutonyum, Amerisyum elementlerine ait yüksek miktarlarda izotoplar bulunur.
İç radyasyon kaynaklarına gelince, burada vücudumuz radyasyon kaynağıdır ve etrafımızdakiler (insan veya nesne) karasal ve kozmik radyasyona nazaran az da olsa bizden kaynaklanan bir ışınlamaya maruz kalırlar. İnsan vücüdunda doğuştan, potasyum-40, karbon-14, radon-228 ve kurşun-210 gibi radyoaktif maddeler bulunmaktadır. Bunların miktarı insandan insana değişmektedir. Örneğin nefes alıp verirken vücudumuz doğal olarak C-14 yayınlar. Rn-22 kan dolaşımında tutulur.
Dikkat edilirse radyasyonla iç içe yaşadığımız ve ondan kaçışın mümkün olmadığı şüphe götürmez bir gerçektir. Amerikada internet üzerinden evlerdeki radon oranının ölçümlerini yapan cihazlar yoğun olarak satılırken bizde toplum bilinçlendirilerek en azından bulunduğumuz mekanların havalandırılmasının çok önemli olduğu anlatılmalıdır. Ayrıca yazıda bahsettiğim radyasyon ölçüm değerleri veya bilgileri Amerika kaynaklı olup henüz Türkiye’de yapılan bir radyasyon araştırmasına ya da bulgusuna rastlamadığımı üzülerek belirtmek zorundayım.